İçeriğe geç

Mecaz-ı Mürsel nedir örnek ?

Mecaz-ı Mürsel Nedir? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme

Mecaz-ı mürsel, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir dilbilgisi terimi olarak, bir sözcüğün anlamının benzerlik veya ilişki yoluyla genişletilmesi anlamına gelir. Yani, bir kelime veya kavram, doğrudan değil, onunla ilişkili olan bir şeyle ifade edilir. Kısaca, mecaz-ı mürsel, bir anlam kayması veya çağrışımdan yararlanarak daha geniş bir anlatım sağlar. Mesela, “Başkan konuyu gündeme getirdi” derken, aslında “Başkan, ekibini veya yetkili kişileri konuyu gündeme getirmeye yönlendirdi” gibi dolaylı bir anlam çıkmış olur.

Bununla birlikte, mecaz-ı mürsel dilde çok sık kullanılan bir figürdür. Ancak, bu mecazlar bazen toplumsal yapıları, cinsiyet rollerini ve sosyal adalet anlayışını da yansıtır. Bugün, mecaz-ı mürsel üzerinden toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konuları inceleyeceğiz. Dilin gücünü anlamanın, toplumsal yapıları nasıl dönüştürebileceğimizi görmek için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani, mecaz-ı mürsel sadece dilsel bir incelik değil, aynı zamanda toplumsal yapılarımızı nasıl algıladığımızı ve ifade ettiğimizi de belirleyen bir faktör.

Mecaz-ı Mürsel ve Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal cinsiyet, erkeklik ve kadınlık gibi kavramların toplumsal olarak inşa edilmiş rollerini ifade eder. Türkçede de kadın ve erkek rollerine dair çok yaygın mecazlar vardır. Örneğin, birinin “erkek gibi davranması” ya da “kadınca” tavır sergilemesi gibi ifadeler, genellikle cinsiyet rollerine dair kalıplaşmış yargıları barındırır. Mecaz-ı mürsel bu anlam genişletmelerinin temelinde durur.

Geçtiğimiz günlerde bir kafede çalışan bir kadınla sohbet etme şansım oldu. Kafede çalışırken, en çok duyduğu şeylerden biri şuydu: “Kadınca davranma.” Bu ifade, ona bazen gereksiz nazlı ve duygusal davranışlar sergilemesi gerektiğini ima ediyordu. Oysa o kadın, işyerindeki görevini titizlikle yerine getiriyor, çok ciddi işler yapıyordu. Ancak mecaz-ı mürselin bir etkisi olarak, “kadınca davranmak” denildiğinde bu, daha çok bir pasiflik, daha az güçlü bir tavır olarak algılanıyordu. Yani, o dilin içinde, toplumsal cinsiyetle ilgili çok derin bir “zayıflık” ima ediliyordu. Kadın, güçlü bir pozisyonda olsa bile, dilin ona yüklediği bu mecazla mücadele etmek zorundaydı.

Aynı şekilde, erkeklerin de sıkça “erkek gibi” davranması gerektiği yönünde bir baskıya uğradığını söyleyebiliriz. Erkekliğe dair mecazlar, genellikle güç, sertlik ve agresiflik gibi özellikleri öne çıkarır. Örneğin, bir adamın “erkek gibi” davranması, onun duygularını bastırması veya duygusal açıdan daha katı olması gerektiğini ima edebilir. Bu mecazlar, erkeklerin toplum içinde duygusal ifadelere yer vermemelerini, hep güçlü ve sağlam durmalarını bekler. Yani, mecaz-ı mürsel burada sadece dilin estetiği değil, toplumsal bir beklentiye dönüşmektedir.

Mecaz-ı Mürsel ve Çeşitlilik

Dil, sadece toplumsal cinsiyet değil, aynı zamanda ırk, etnik köken ve farklılıklar gibi konularda da mecaz-ı mürsel kullanır. İstanbul’daki bir toplu taşımada, “yabancı” kelimesinin ne kadar basit ama güçlü bir mecaz olduğunu fark ettim. “Yabancı” terimi, aslında birinin başka bir kültürden, etnik kimlikten veya milletten gelmesiyle bağlantılıdır. Ancak bu mecaz, “yabancı” kelimesiyle bir insanı sadece fiziksel olarak tanımlamaktan çok daha fazlasını anlatır. Örneğin, bazen “yabancı” denilen kişi, o topluma birçok açıdan uyum sağlamış bir birey olabilir, ancak dilsel bir mecaz olarak, toplumun çoğunluğunun, bu kişiyi daima dışsal bir varlık olarak görmesi sağlanır.

Bir arkadaşım, bir gün bir kafenin sahibi olan Suriyeli bir genci anlatırken, “Yabancı ama işini iyi yapıyor” demişti. Burada mecaz-ı mürselin gücünü net bir şekilde görüyoruz: “Yabancı” kelimesi, sadece bu kişinin başka bir ülkeden geldiğini belirtmiyor; aynı zamanda ona bir mesafe, bir farklılık ve dolayısıyla öteki olma durumu da ekliyor. Yabancı olma durumu, kişiyi toplumda daima “dışlanmış” bir kimlik olarak konumlandırıyor.

Mecaz-ı Mürsel ve Sosyal Adalet

Sosyal adalet açısından bakıldığında ise, dilin ve mecazların toplumları nasıl şekillendirdiği çok önemli. İnsan hakları, eşitlik ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kavramlar, bazen mecaz-ı mürsel aracılığıyla dile getirilir. Bu, özellikle sosyal medya üzerinden çok fazla karşılaştığımız bir durumdur. Mesela, bir kişinin yaptığı bir hata “toplumun genelini” etkileyecek şekilde dilsel bir mecaza dönüştürülürse, o kişi toplumsal bir gruptan dışlanabilir.

Geçtiğimiz günlerde bir sosyal medya paylaşımında, “kadınları savunmak” bir mecaz olarak kullanılıyordu. Burada “kadınları savunmak”, aslında sadece kadının korunması anlamına geliyordu ama bu, kadınların her açıdan eşit olduğu gerçeğini göz ardı ediyordu. Mecaz-ı mürsel aracılığıyla, kadınlar savunulması gereken bir “mağdur” grup olarak sunuluyordu. Ancak bu, kadınların yalnızca güçsüz varlıklar oldukları fikrini pekiştiren bir bakış açısı yaratabilir. Kadınlar savunulacak değil, eşit ve adil bir biçimde yer alacaklardır.

Sonuç: Mecaz-ı Mürselin Gücü ve Sorumluluğu

Mecaz-ı mürsel, dildeki bir mecaz değil, aslında toplumsal yapıları şekillendiren bir güçtür. Günlük dilde kullandığımız her kelime, toplumsal cinsiyet normlarından tutun da çeşitlilik ve sosyal adalet anlayışımıza kadar bir çok konuyu etkiler. Bu nedenle, dildeki her mecazın ardında çok büyük bir anlam yükü ve toplumsal bir sorumluluk vardır. “Yabancı”, “kadınca”, “erkek gibi” gibi basit görünen ifadeler, toplumsal normları nasıl şekillendirdiğimizin göstergesidir. Peki, dildeki mecazları ne kadar değiştirebiliriz? Toplumların bu dilsel yapıları değiştirmek için hangi adımları atması gerekebilir? İşte bu, bir diğer tartışılması gereken konu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino